Bilincinde olduğumuz ve hakkında akıl yürüttüğümüz ahlaki ya da bilimsel inançlarımız bilinçdışı eğilimlerimizle çelişki içinde olabilir. Hem doğaya ve topluma uyum sağlamaya çalışan adaptif varlıklar hem deakıl yürüten ve bilimsel sonuçlar peşinde koşan varlıklar olarak bu çelişkilerin zaman zaman ortaya çıkması olağan görünüyor.
Birçok eğilimimiz biz farkında olmadan gelişir. Bazıları diğerlerinden çok daha eski zamanlardan, içgüdüsel olarak getirdiğimiz eğilimlerdir. Bunların yanında bilinç düzeyinde öğrendiğimiz ve ürettiğimiz kurallar ve fikirler yer alır. Bilinçli olarak sahiplendiğimiz fikirler bazen eğilimlerimizle çatışır (1). Bu durum ilerleyen süreçte bir
tarafın ağır basmasıyla çözülebilir ya da bilinçdışı eğilimlerimize ve bilinçli olarak ürettiğimiz fikirlerimize olan bağlılığımız zamandan zamana değişir.
Vereceğimiz örneklere geçmeden şunu belirtelim. Amacımız insanları ahlaki olarak
yargılamak değil. Bu örneklerdeki insanları şeytanlaştırmayı doğru bulmuyoruz.
Bu türden bir tavır bize göre iyi bir analiz yapmadan sonuçtan sonuca atlamak
olurdu. En kötüsü de bu kolaycılık bizi gerçeklerden mahrum bırakabilir. Bu insanların davranışlarını kişilerin doğadaki ve toplumdaki olaylara verdiği doğal tepkiler olarak görüyoruz (2). Bu davranışlar doğal olmakla beraber hem kişinin kendisi hem de toplum için sağlıksız sonuçlar doğurabiliyor. Bu noktada bize ve topluma zarar veren bu durumlar üzerine tartışabilmeli fakat bu tartışmaları toplumsal bağlamından koparmadan yapmalıyız.
Eninde sonunda bu örneklerdeki arkadaşlar benim, sensin, arkadaşımız ya da akrabamız. Bizim bu çelişkilere ve başka çelişkilere de sahip olmamızın birçok sebebi var. Bu çelişkileri içeren birisi olmak da son tahlilde olağan ve yaygındır. Burada bu konuyu uzunca tartışamayacağız. Yine de sosyoloji, psikoloji ve ekonomi okumalarının çelişkilerimizi anlamlandırmamıza yardımcı olacağını düşünüyoruz. Bu örneklerde vurgu yapmak istediğimiz nokta bu durumların sağlıksız olmaları ve tutarsızlık içermeleridir.
Örneklerimizi kendi içimizden verelim. Mesela genç bir erkek, insan ilişkilerinde zihinsel etkileşimin en önemli bileşen olduğunu düşünebilir. Akılcı bir izlenim vermeye çalışır. Bilinç düzeyinde kendisinin öyle olduğuna inanır. Yine de aynı kişi bazı bilinçdışı eğilimler sebebiyle sağlıksız bir şekilde spor salonunda sadece üst vücut çalışarak bir ikizkenar üçgen vücut peşinde koşabilir. Hem de özgüven kazanmak ve insanları etkilemek için. Hâlbuki sorsanız size düşünce inceliğinden bahsedebilir. Bilinç düzeyinde akılcılığa
vurgu yapan inançlara sahip olmak özsaygıyı kol kasları üzerinden kurmaya çalışmamak
sonucunu getirmez. Çok güçlü bir imaj veren bir erkek belli ilişkilerde çok hassas olabilir ya da çok hassas bir erkek bir arkadaşlık ilişkisinde çok sert bir kişilik ortaya koyabilir.
Genç bir kız düşünelim. Bilinç düzeyinde kadın haklarının şüphesiz bir destekçisi. Kadının edilgenleştirilmesi ve vücudunun objeleştirilmesinden yakınmaktadır. Gelgelelim bu arkadaşımız bilinçdışı olarak çocukluktan gelen etkilenimlerin kontrolü altında babasını andıran sıkıntılı, onu objeleştirecek erkeklere ilgi duyabilir. Aynı zamanda kendisini fark etmeden objeleştirdiği bir eyleme girişebilir. Spor salonunda kendi vücudunu erkek beğenisine göre şekillendirme uğraşına girebilir, sağlıklı bir vücut için değil.
Örneğin bir X ülkesinde yaşıyoruzdur. A ülkesi bizim dinimize mensuptur. A ülkesi insanlık dışı bir zulme maruz kalmaktadır. B ülkesi acımasız eylemlerden çekinmemektedir. X ülkesinde yaşayan biz, her ne kadar dinimizin suistimal edilmesini ve kötü amaçlara alet edilmesini istemesek de korkunun harekete geçirdiği eğilimler bizi dinimiz üzerinden oy toplayan ama B ülkesi yandaşı olduğu da ortada olan bir siyasi partiye oy vermeye yönlendirebilir.
Bu üç insan da nispeten mutlu hayatlar yaşıyor olabilir. Mutlu olmayıp mutlu görünüyor da olabilirler. Vücutta yaratılan gerilimin ne zaman hastalığa çevireceğini kestirmek derin bir analiz yapmadan zor. Her çelişkiyi sağlıksız bulmadığımızı da belirtelim. Bütün çelişkilerden kurtulma hedefini burada tartışmayacağız. Son kertede, yolumuza daha sağlıklı çelişkilerle devam edebiliriz.
Kar yapma odaklı ve sürekli tüketimle karakterize olan bir sistemin getirdiği bireycilik,
kültürel etkiler ve biyolojik/psikolojik vücudumuz/ihtiyaçlarımız bir araya gelince ortaya çelişkilerin çıkması şaşırtıcı değildir. Hele bir de ülkemiz gibi çok kültürlü bir coğrafyadan bahsediyorsak işin içine farklı farklı kültürel etkilenmeler giriyor. Hem bilinç düzeyindeki inançlarımız hem bilinç dışındaki eğilimlerimiz kendi içlerinde, hem de bu iki alandaki bileşenler birbirleriyle çatışabiliyor.
Bu durumlar göz önünde bulundurulduğunda öğrenci hareketinin özgün bir yeri olduğunu görüyoruz. Toplumda da yer yer gördüğümüz gibi, öğrenciler de kendi fikirlerini üretip onlarla uyumlu şekillerde coşkuyla harekete geçiyorlar. Toplumsal ve psikolojik
köklerden gelen eğilimlerimizle, bilinçli olarak ürettiğimiz fikirlerimiz ciddi oranda uyum içinde çalışıyor. Bu dünyada düşünen insanlar olmanın yanında toplumun içinde de bu türden insanlar olarak var olup hareket edebiliyoruz. Bu yüzden öğrenci hareketimiz oldukça sağlıklı bir hareket olarak göze çarpıyor. Günlük çelişkilerimizi yeniden yorumlayıp, geçmişimizi yeniden değerlendirip daha sağlıklı bir gelecek inşa
edebiliriz.
Notlar:
1). Burada çatışma ve çelişki dediğimizde mantıksal çelişkiden bahsetmiyoruz. Elbette bir insanın bir eğilimiyle bir inancı çatışmalı bir biçimde bir arada bulundurması mantıksal imkansızlık içermez. Bizim kastettiğimiz çatışma, bazı eğilimler ve inançların hayattaki karar anlarında kişiye zor anlar yaşatmasıyla ilgilidir. Hayatın içinde birçok kez bazı eğilim ve inançlarımız yerine öbür eğilim ve inançlarımızın ittirdiği/gösterdiği yolda ilerleriz. Bu durumlar olumlu ya da olumsuz kişisel/toplumsal sonuçlar doğurabilir.
2). Bu noktada bazı arkadaşlarımız insanların kendi eylemlerinde özgür ve bu
yüzden de sorumlu olduğunda diretebilir. Bazı arkadaşlarımızsa insanın hiçbir
açıdan özgür olmadığına inanıyor olabilir. Başka bir seçenekse özgürlüğün
kazanılan, kaybedilen, biraz sahip olunan, daha az sahip olunan vb. bir özellik
olduğu görüşüdür. Özgür irade konusunu bu yazıda uzun uzadıya felsefi olarak
tartışmayacağız. Kısacası iddiamız bu insanları şeytanlaştırmanın sorunlarımızı
çözmeyeceği yönünde.