Fikirlerimiz toplumdan ve doğadan gelir, amacımız topluma dönmesidir.

1) Giriş – 1 Mayıs’a Çağrı

Hareketimizin birinci ayı geride kaldı. 1 Mayıs’a yaklaştığımız bu süreçte artık
hareketimizin özelliklerinin neler olduğunun, kim olduğumuzun üzerine düşünmeye
başlamanın vaktinin geldiğini düşünüyoruz. Hareketimize başladığımız günlerden
bugüne uzanan yolculuğumuza baktığımızda iki temel nokta gözümüze çarpıyor.


İlk olarak, biz toplumsal acılarda, ezilmelerde ve hak arayışında kaynağını
bulan bir hareketiz. Ülkemizin insanları artık kendilerine dayatılanı kabul
etmeme cüretini gösteriyor. Biz de bu insanların bir parçasıyız. Hatta biz o
insanlarız. Annelerimiz, babalarımız, kardeşlerimiz, arkadaşlarımız ve boyun
eğmeyi reddeden diğer insanların ayrılmaz bir parçasıyız. Çekilen acıları
görmekte ve yaşamaktayız.


Toplumsallığımızı oluşturan şey geçmişin ve bugünün insanlarının yanında
geleceğin çocuklarıdır aynı zamanda. Geleceğe bırakacağımız miras bizi önemli
ölçüde tanımlayacaktır. Nasıl bir miras bırakacağımıza hep beraber karar vermek
istiyoruz.


İkincisi, üniversite öğrencileri olarak, içinde bulunduğumuz toplumsal hareketin
etken-aktif bir parçasıyız. Pasif bir şekilde emirler alıp uygulayan bir hareket
değiliz. Ama aynı zamanda evinde oturup hiçbir şey yapmayan insanlar da değiliz.
Biz kendi emirlerini kendileri veren, böyle yapalım diye karar verip öyle yapan
insanlarız. Verdiğimiz kararlardaki etkin rolümüz eylemlerdeki coşkumuzla
kanıtlanıyor. İstemediğimiz bir amaç için yürümüyoruz. Okuyacak, anlayıp
düşünecek ve kendi kararlarını verecek yeni insanları kendimizde yaratıyoruz,
kendimizi yaratıyoruz. Genel bir bilinçlenme sürecinin başlangıcı olma şansını
tarih bize tanıyor. Zihinlerimiz toplumun içindeki acılarla pişti. Bunalımlara
ve sosyal sıkıntılara tanık olduk, tecrübe ettik. Zihinlerimiz kirli konularla
baş etmek zorunda bırakıldı. Şimdiyse bize “otur kendini kurtar” deniyor. Bize
kendimizi kurtarmanın tek yol olduğu öğretildi. Ama hareketimizin başından beri
tanık olduğumuz üzere, biz gelecekteki bir bireysel konfor ihtimali yerine
“gerçeği” seçiyoruz. Acı gerçeğin bizi rahatsız etmesine izin veriyoruz. Kendi
varlığımızı halkın acılarına açıyoruz. Bireysel sıkıntılarımızın da genel
sorunlarda ilerleme kaydedilmeden çözülmeyeceğini fark ediyoruz. Bir hayatımız,
bir hikayemiz olsun istiyoruz.


Hiçbir yaraya merhem olmayan, katkısının patron ceplerine aktığı akademik
üretimler yapan bir üniversite yapısının bize yetmediğini görüyoruz. Sömürücü
şirketlere danışman üreten bir akademik sistemin parlak insanlarımızı
toplumumuzdan alıp özel şirket departmanlarına hediye etmesinde yanlış giden bir
şeylerin varlığını seziyoruz. Bilimsel çabalarımızın topluma karşı bir silah
olarak kullanılmasından tiksiniyoruz. Latincede “bütün, evren, şeylerin toplamı”
anlamlarına gelen üniversite kavramıyla anılan kurumlarımızda tamamen atomize,
bireyci ve kariyer odaklı bir kültürün sistematik olarak yayılmasında bir
çelişki seziyoruz. Akademinin bizi zehirlemesine izin vermiyoruz. Panzehir
üretimine geçiyoruz.


Kendi kararlarını toplu olarak alabilen insanlar olduğumuzu gördük. Zamanımızı
birlikte hareket etmek için planlar yaparak kullandık. Yeri geldiğinde
derslerimizden feragat ettik. Hâlbuki, zorunluluklar içinde çabalayan, her gün
ekmeğinin peşinde koşmak zorunda olan, ama yine de iradesini siyasi atmosfere
dayatan halkımız insanlarına düşünmek için çok zaman tanınmıyor. Bizse bize
sağlanan zamanı bireysel hazlar kovalayarak, bu insanlarımızı unutarak harcamayı
reddediyoruz, reddettik, böyle devam edeceğiz.


Bütün bu sebeplerden ötürü, biz aktif düşünen ve harekete geçen yeni insanı
temsil ediyoruz. Dış emirlerden bağımsız bir hareket olup asıl bağını halkın ve
geleceğin insanlarının iyiliğinde bulan bir hareket olmak… Gerektiğinde de
dışarıdan gelen önerileri kendi içimizde değerlendirmek… Hareketimizin kalıcı
olmasını istiyorsak kalıcı bir kültürün nasıl yaratılabileceği üzerine
düşünmeliyiz. Böyle zamanlarda kazandığımız kardeşlik duygusunu kaybetmemeliyiz.
Buraya kadar güzel geldik. Buradan sonraysa kendimize su soruyu sormalıyız:
“Sinirimizi attık, yeter bu kadar” mı yoksa “bizim irademiz bizim kalmalıdır”
mı?


Eğer devam etmek istiyorsak şunlar önerilebilir: Forumlara katılımın yüksek
tutulması kolektif irademizin en üst düzeylerde gerçekleşmesi için hayatidir.
İnsanların bir araya gelerek ekonomik, siyasi, sosyolojik ve bilimsel konularda
muhabbetler etmeleri bilinçlenme kültürümüzü güçlendirir. Yeni şarkı besteleri,
yeni sloganlar ve geleneksel hâle gelecek etkinlikler bizi hem daha kalıcı
yapacak hem de yaratıcık kapasitemizi insan olmaya değer bir şekilde tecrübe
etmemizi sağlayacaktır.


Miras bırakma yolumuzda verilecek en yakın tarihli karar 1 Mayıs gösterileriyle
ilgilidir. 1 Mayıs büyük oranda sistemden memnun olmayan insanların katıldığı
bir etkinliktir. 1 Mayıs’ın Ülkemizdeki tarihinde de öğrenci hareketleri
tarafından çok kez büyük oranlarda katılımlar sağlanmıştır. Önümüzdeki 1 Mayıs’a
katılmak sadece bizim okulumuzun değil, daha önce bu eylemlere katılmayan birçok
okulun ve insanın da katılmayı düşündüğü bir buluşmadır. Ülkemizin insanları bu
buluşmanın bir aydır devam eden eylemleriyle çok yakından ilgili olduğunu
görüyorlar. Son olarak bütün konuştuklarımıza dayanarak şunları söyleyeceğim: 1
Mayıs katılımı bizim için önemlidir. Bu katılım bize, iyiliğini düşünüp eyleme
geçtiğimiz insanlarla bir arada yürüme şansı verir. Üniversiteliler olarak
yapabileceğimiz büyük katkılardan birisi budur. Bu katkıyı yapmaktan
sakınmayalım. Çünkü bu toplumdan yeterince çok şey esirgenmiştir.

Yorum bırakın